vargtimmen, yani hour of the wolf, gün içerisinde en fazla doğumun ve ölümün yaşandığı saat dilimi olarak tanımlanır. kurdun saati olarak türkçeleştirilebilecek bu süreç aynı zamanda uykusuzların en büyük korkularıyla yüzleştikleri, hayalet ve şeytanların en güçlü oldukları zamandır. filmde johan, kurdun saati zaman diliminde 1 dakikanın ne kadar uzun sürdüğünü göstermek için bir dakika boyunca saati izlemeye koyulur.johan, uykusuzluk çeken ve sürekli kabuslar gören bir ressamdır. gündüzleri karısını evde bırakıp dışarıda manzara resimleri çizmeye çıkar. eve geldiğinde de uykusuzluk problemi ile boğuşur. başta kendi halinde görünen adadaki hayatları johan'ın kabusları ile tam bir korku filmine dönüşür. johan gördüklerini kaleme aldığı bir günlük tutar ve alma, bu günlükten haberdar olur. johan'ın yazdıklarını -benim anladığım kadarıyla hepsi kabus- okur. aslında yalnız başlarına olmalarına rağmen, adada johan'ın yarattığı başka bir çok karakterin de olduğuna inandırılırız.
şapkalı yaşlı kadın, kuş adam, güzel kadın gibi ilginç şeytanların hepsi johan'ın kendi yarattığı sözde canlılardır ve alma'ya göre hepsinin amacı alma ile johan'ın birlikteliklerini bozmaktır. filmin sonunda gerçekten de öyle olur ve johan evi terk eder.
johan'ın uyuyamamasının sebebi aslında öldürdüğü bir erkek çocuğudur. onun suçluluk duygusunun ağırlığı hayatı johan için yaşanılmaz kılar.
olayın alma açısından trajikliği ise kendi kendisine sorduğu sorudur: ''bir kadın, bir erkeği çok severse, onun gibi mi düşünmeye başlar, onun gördüklerini mi görür?'' sorusunun cevabını da filmin sonlarına doğru alır. alma da johan gibi kabuslar görmeye başlar.
tipik bir bergman filmi demek çok da yanlış olmayacak sanırım: uzun ve ağır planlar, ışığın muhteşem kullanılışı, liv ullmann. çok da ilginç bir senaryosu olmamasına rağmen, usta öylesine işlemiş ki ayrıntıları, filmin atmosferine girmemek imkansıza yakın hale geliyor. şapkasını çıkaran yaşlı kadın ile beyaz örtü ile örtülmüş ölü taklidi yapan güzel kadın sahneleri akıllardan kolay kolay silineceğe benzemiyor. ben bir de küçük çoçuğun suya batması planına hayran oldum. onu da anmadan yazıyı noktalamak istemedim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder